13 Kasım 2006

karışık kafa iyidir.

geçen gece tutmadı uyku
oyalandım, sabahı buldu
beş dakika daha, beş dakika daha
n'olur beş dak'ka daha uyuyayım...


Sakareller, Beş Dakika Daha


Haftanın iki günü 10.00’da, iki günü 11.00’de ve sadece tek bir günü 9.00’da başlıyor dersim. O son bahsettiğim meşum gün, pazartesi. Neyse ki 559C sihirli bir otobüs. Ne kadar oyalansam da bi şekilde yetişiyorum son anda. Bazen yolda giderken bakıyorum beş dakikam kalmış, derse giresim de yoksa, “Yetişirsem girerim, yoksa geçmiş ola,” diyorum fakat ütomofil uçup gidiyor, kendimi sınıfta buluveriyorum.

Bölümün tanışma toplantısında birisi “Stajlarımız nasıl olacak?” diye sordu. Faruk Birtek bir an durakladı, belki kendi de düşünmüştür, sahiden nasıl olacak sosyolojinin stajı?
“Öyle bir stajınız yok,” dedi sonra “otobüsle buraya gidip gelirken bile staj yapacaksınız zaten siz.”
Ben otobüste iki kızın konuşmasını dinliyordum; “Bu sınavdan düşük not alırsam gidip ağlayacağım hocaya,” diyordu biri “çok önemli benim için kızım, bölüm değiştirmek istiyorum ben!” “E ona bakarsan,” diyordu diğeri “şu an bizim bölümdeki herkes değiştirmek istiyor.” Gözlemlediğim insanlarla arama yeterince mesafe koymayı henüz öğrenemediğimden ve muavin “Sağlı sollu ilerleyelim!” diye bağırdığından, onlara doğru bir adım atıp “Ben istemiyorum.” dedim gülümseyerek.
Sınıf arkadaşlarımı seviyorum, sıcak insanlar. Psikoloji ya da Uluslar Arası İlişkiler okumayı hedeflerken tutturdukları puan sosyolojiye yönlendirmiş. Bölüm değiştirmek istemeleri yadırganacak bir durum değil bu bakımdan, hem sosyoloji hocası bile derste “Hocam bunları biliyordum ama sınavda yapamadım,” diyen arkadaşa “ÖSS’de de biliyordunuz ama yapamadınız,” dedikten sonra…

Okulda İşletme Kulübü diye bir şey var. Kulüpler yeni üyelerin katılabilmesi için yaptıkları ilk toplantıları panolardaki ilanlarıyla duyururken İK en zevksizinden bir düğün davetiyesi benzeri koyuyor kantinde önünüze: Kalın parlak kartona basılmış, açınca içinde “Bekliyoruz” ya da en fazla “Sizi de bekliyoruz” gibi kısa ve küstah bir çağrıyla karşılaşıyoruz. Para harcandığı aşikar, o zaman niye akıllıca bir tasarım düşünülmemiş, ayrıca okula yeni gelen biri İşletme Kulübü ne yapar ne eder bilmek zorunda mı, biraz bilgi verseniz ya? Ah tabii, bu okula giren zeki genç, bunun CV’sine parlak bir referans ekleme fırsatı olduğunu tahmin etmiştir en azından. Son araştırmalar CV paniği yaşının 12'ye düştüğünü gösteriyor zaten. Tamam, bu yazıştı. Ama bu değil: Bu ay Bant’ta Pınar Öğünç’ün “İki Süper Film Birden”in yönetmeni Murat Şeker’le yaptığı bir röportaj var. Bir yerinde “Bir insanın idealizmini en iyi yaşayabileceği zamanlar yirmili yaşlar.” diyor Murat Şeker.

Geçenlerde Sosyoloji-Psikoloji binasının bulunduğu tarafta “Her yürek devrimci bir kaledir” yazıldığını görmüştüm taş duvara. Her harfi teker teker beyaz boyayla kapamışlar sonra. Orada bir yazı olduğu ve üstünün kapatıldığı çok belli. Bugün de başka bir duvara kocaman kırmızı harflerle 'devrim' yazıldığını gördük İrem'le okuldan çıkarken. Aklımıza Hulusi Kentmen'in bir oğlunun çapkın, bir oğlunun kumarbaz, en küçüğünün de devrimci olduğu Yeşilçam filmi geldi hemen, dalga geçmek için değil. Kafamda arkadaki müziğiyle beraber saklı durmaktadır çocuğun duvara yazı yazarken polise yakalandığı o sahne. Yarın unutmamak, mutlaka bakmak lazım. Adamlar üstünü ne hızla kapatıyor -'kapatmaya çalışıyor'?- anlamak için.

Safa çayı açık içiyor. Her seferinda adama “İki çay, biri açık” diyoruz. Sonra, acaba adam Safa’nın çayını açık göstermek için bana koyu çay veriyor olabilir mi diye düşünüyoruz. “Adam niye böyle bir dallamalık yapsın ki?” diye sormuyoruz. Adam bana zift çay, Safa’ya normal çay veriyor. Safa’nın çayı görece açık oluyor.

Çantamda satırların üzerinde gezinen bir salyangozmuşçasına okuduğum için bir türlü bitmeyen ama inatla devam ettiğim bir kitap var. Sayfalarını hızlıca çevirince karanfil kokusu çarpıyor yüzüme. “Yerçekimli karanfil dedikleri mi bu acaba?” diyorum.
Djarum Black olduğuna karar veriyorum.


8 bibip:

sidneycarton dedi ki...

ya devrimci rolündeki çocuk, ya da bir münir özkul-adile naşit filminde onun kardeşini oynayan çocuk gerçekten 80lerde sağcılar tarafından öldürülmüştür.

pınar dedi ki...

Efenim bahsettiğim oyuncu, ki Hababam Sınıfı'ndan da hatırlayacaksınız mutlaka, Cengiz Nezir.
Devrimci genç rolünde olduğu filmimiz de 1975 tarihli "Ah Nerede". Kendisine uzun bir ömür diliyor, gençliğinde çok yakışıklı olduğunu söylemek istiyor ve sidneycarton'dan bahsettiği öldürülen aktörle ilgili araştırma bekliyorum.

elsa dedi ki...

o filmi hatırlıyorum ben de, kalbimi unuttum ah nerede diye ilerleyen ve garip ihtiraslı tutkulu bir aşk hikayesine dönüşüyor değil mi:)

bizim bölümde de, endüstr mühendisliği hedefleyip tutturamayarak gelen çok insan var, bir de o endüstri isteyenler işletmede var en çok gördüğüm kadarıyla. yani her bölümde yarıdan fazla öğrenci, kendi hayalinden saparak öss yüzünden daha düşük puanlı bölümlere yerleşmiş diyebiliriz bence. bilinçli tercih dediğin nedir ki, biraz hayal meyalle giriyoruz össden sonra, kendimize ilişkin idealist tavırlara bürünerek. işte kimisi bi giriyim çok çalışır bölüm değiştiririm diyor, kimisi okul değiştirmek istiyor, kimisi yurt dışı, kimisi kendi bölüm ve alanında yükselmek istiyor; ama korkarım bu hayaller genelde uçup gidiyor. peşinden koşan olmuyor o idealizmin hayallerin. belki de dediğin gibi yaşlandıkça (büyüdükçe) idealist kişiliklerimiz gidiyordur.

....

yazını sevdim çıkar onu bebeyim. :*

sidneycarton dedi ki...

efendiiim, yaptığım araştırmalar sonucunda pınar hanımın dediğinin doğru olduğunu ve benim dediğimin de yanlış olmadığını kanıtladım kendimce. zira ben ya kendisi ya kardeşi rolündeki zat demiştim. yaptığım araştırmada ne yazık ki kaza kurşununa kurban giden aktörümüzün ismini bulamadım fakat kendisinin aile şerefi ya da bizim aile filmlerinden birinde oynadığını keşfettim. zaten dikkat edilirse iki filmin konusu ve oyuncu kadrosu birbirine çok yakın değil mi efendim?!? araştırmalarım burada son bulmayacak ve, umarım, kesin cevaba ulaşıp sizi de aydınlatacağım.

tuhaffiye dedi ki...

safaya kıyamayabilirim. o iyi bi insan. sen bölüm değiştirme. işimiz düşebilir.mucuk.

çıfıtçarşısı dedi ki...

3 kuruş az olsun, kırmızı olmasın, ama yazı olsun.

pepinot dedi ki...

bu bloğun sahibi neden bu kadar ara veriyo yazılara.

yazıolsunolsunyazı

cengiz dedi ki...

cengiz nezir dediğiniz kişi yaşıo be kardeşim ( solcu tiplemesinde oynayan çocuk ) şimdi biraz yaşlandı ama hala eskilerde bilomusunuz tanışma fırsatı buldum kendisiyle çok ii bir insan süper hatta ve imajı hala o yıllardan kalma ve uzun boylu yakışıklı bi firmada yönetici olarak görev yapıo.. saygılarımla... 29mayıs2007